Şener Mete-SREBRENİCA’DA KUZU KAFALARI

Şener Mete

SREBRENİCA’DA KUZU KAFALARI

Bir önceki yazımı, Boşnaklar, ayrılırken Türkçe veda eder: “Allaha emanet olun” diyerek bitirmiştim. Karşılaşmalarda ise İslami bir selam vardır: Selamünaleyküm. Yani karşılaşmanız ve ayrılmanız, iki kutsal kavramla ifade edilir.

11 Temmuz günü Srebrenica soykırımının yıldönümü törenlerine gidenler, Sırp evlerinin önünden geçerken, bahçede toplanmış olanların ateş yakıp, üzerinde kuzu çevirdiklerini görürler. Bu, aslında unutulmuş bir Koruyucu Aziz kutlamasıdır. Çünkü bu kutlama günü aslında Sonbaharda yapılır. Slavların Hristiyanlığı kabul ettikleri günü temsil eder ama bir parçaları da hala Pagan tanrılarını da anmaktadır. Adına Slava dedikleri bu kutlamayı yılda iki kez yaparlarsa ikincisinin adı Preslava olur. Slava, Sırp kimliğini vurgulayan yılın en önemli günüdür. Sırbistan dışındaki tüm Sırplar tarafında da kutlanır. 11 Temmuz 1995’de Ratko Mladiç, Srebrenica’yı bastığında, “bir kutsal günün arefesinde” diye söze başlamıştı. Sırplar, unuttukları bu günü 11 Temmuz Srebrenica katliamından sonra yeniden hatırladılar. Boşnaklar o gün kan ağlarken, nispet yaparcasına kuzu kesiyor ve kafasını da bahçe duvarına asıyorlar.

Biz Srebrenitsa’ya her gidişimizde, yol üzerinde gördüğümüz bütün Sırp evlerinin bahçelerinde insanlar toplanıp kuzu çeviriyordu. Bazı evlerin önüne kuzu kafası koymuşlardı. Bunu görünce merakım celboldu ve eksik kaynaklardan konuyu toparlamaya çalıştım.

Srebrenica’daki tören 6-7 saat sürdüğü için acıkanlar, yakınlardaki lokantalardan yiyecek bulma arayışına giriyor. Potoçariye binlerce kişi geldiği için de yakınlarda seyyar lokantalar kurulur ve burada kuzu çevirmesi satılır. İşin ilginç yanı, bu çevirmeleri satanların çoğu Sırp. Yani siz Sırpların yaptığı katliamı anıyorsunuz ama gidip bir Sırptan yiyecek satın alıyorsunuz. Allahtan birkaç yıldır İstanbul’daki Belediyeler oraya tırlarla kumanya getiriyor da hiç değilse bir kısım katılımcı o kumanyalarla karnını doyuruyor.

Srebrenitsa’ya gelenler nerede kalıyor diye merak edebilirsiniz.

Saraybosna ile Srebrenitsa arası en az 3 saatlik yoldur. Ama 11 Temmuz’da yola çıkarsanız 6-7 saatten önce varamıyorsunuz. Bu yüzden gazetecilerin bir kısmı sabah 5’de çıkıp 9-10 arasında Potoçari’ye ancak gelebiliyor. Srebrenitsa’ya bir gün önce gelenler bile sabah törene ulaşmak için 6-7 kilometrelik yolu en az yarım saatte alabiliyor. Bir gün önce Srebrenitsa’ya gitmişseniz, otelde kalmanız mümkün değil. Çünkü orada iki yıldızlı sayılabilecek iki otel var ve ikisinde de aylar öncesinden rezervasyon yapılarak kalınabiliyor. Tabii 11 Temmuz gecesi için fiyatlar neredeyse 5 katı oluyor. Bu durumda evlerini kiraya veren Boşnaklar ve Sırplar var. Benim birkaç yıldır kaldığım evden söz edeyim. Sadece 50 metrekarelik bir evde kalıyorum. Küçücük bir alanda tuvalet banyo bir arada. Mutfağı yok. Girişte bir kanepe ve ayrıca içinde bir iki koltuk bulunan bir odası var. Her yer yeşillik ve orman olduğu için müthiş bir rutubet kokusu evin içine sinmiş durumda. Dolayısıyla duvarları, Temmuz ayı olmasına rağmen ıslak. Gece üşüyorsunuz. Bu yüzden hasta olan arkadaşlarımız da oluyor. Yiyecek bir şey ararsanız, karşıdaki bakkaldan peynir ekmek alabilir veya çok kalabalık olan otele gidip cevabi denilen köfteyi yiyebilirsiniz. Kaldığım evin daha doğrusu odanın penceresinin hemen dibinde mezarlar var. Yani mezarlıkta yatmaktan farksız bir durumdasınız. O mezarlardan birinde 3 kişi gömülü, biri 15, diğeri 60 ve bir diğeri 80 yaşında 1993 yılında aynı gün vefat etmiş. Daha doğrusu aynı anda öldürülmüşler. Diğer mezarların da çoğu 1993 tarihi gösteriyor. Potoçari katliamından 2 yıl önce, burada ayrı bir katliam yaşandığı çok açık. Zaten Srebrenica’nın tek caddesinde boylu boyunca yürürseniz, sağda solda irili ufaklı mezarlar görürsünüz. Pek çoğu, 1993 yılında katledilmiştir.

Orada hüzün bitmiyor. Şu bir gerçek ki Srebrenica’da gülen bir yüz göremezsiniz desek yeridir. Sessizliğin ve yalnızlığın hüküm sürdüğü bu küçücük ilçede farklı bir hava var ve çok etkileniyorsunuz.

Srebrenitsa’yı etkilemek isteyenler de yok değil. Her şeyden önce Belediye Başkanı, ‘soykırım’ sözünü ağzına bile almayan bir Sırp. İlçenin yaslandığı dağın ardı, Sırbistan. Geceleyin zifiri karanlıktaki o dağın tepesine ilk kez bu yıl konulan çok güçlü bir ışık, her akşam ‘biz buradayız’ mesajının tepeden yansımasından başka bir şey değil.

Yorumlar
Kod: XUL1T