Nevin Şahin-Önyargı Zilleti

Nevin Şahin

Önyargı Zilleti

“Bir önyargıyı yok etmek, atomu parçalamaktan daha zordur” der Albert Einstein. Çünkü birbirimizi anlamanın önüne geçen yegane engel önyargıdır.

 

Önyargı; bilmeden, görmeden, sorgulamadan, muhakeme etmeden peşin bir hüküm vermektir. Maalesef toplumumuzda da gitgide kronikleşen bir hastalık halini aldı. Hani meşhur bir söz vardır, sıkça da kullanırız. “Hiç bir şey göründüğü gibi değildir”  Mesela önyargı ile baktığınız fakat tanıştıktan sonra bin pişman olduğunuz insanlar yok mu? Bugün belki de en iyi arkadaşınız olan. İşte bu sebeple önyargı; kimi zaman da hayat boyu sürecek bir vicdan azabı ve pişmanlıktır.

 

Maalesef kimi zaman ırkından, kimi zaman kılığından kıyafetinden, kimi zaman da dilinden ve dininden dolayı karşımızdakine önyargılı davranıyoruz. Bazen insanların kilosundan, boyundan, yaratılış özelliklerinden dolayı, daha o kişi ile tek kelam etmeden, nasıl bir insan olduğu hakkında kesin bir karar verebiliyoruz. Çok aptalca değil mi? Peki insanı bu denli görmez, duymaz kılan sebep ne? Önyargının en önemli sebebi eksik bilgi ve düşüncesizliktir. Kendimiz için sorulmasını istediğimiz suallari, başkası için sormamaktır. Kendimizi her şeyi bilen sanmaktır. Halbuki önyargı, düpedüz cehalettir. En kötüsü de öğrenilen bir davranıştır.

 “Yargıların en adaletsizi önyargıdır” derler. Çünkü kimi zaman bir iki tecrübe ile hemen genel geçer bir hüküm çıkarırız. Bazı önyargılarımız belli gerekçelere ve bilgilere dayansa da, haklı gerekçesi olmadan karşımızdakilerin kötü olduğunu düşünmek, önyargının nefret boyutudur. Nefret suçları, önyargının ulaşabileceği en aşırı ve çirkin noktalardır. Çünkü önyargı düşmanlığı körükler. Önyargı, sorgusuz sualsiz aklımızı ipotek etmek ve taraflı olmaktır. Bilgisizliğin ve düşüncesizliğin tarafı olmak.

 

Mesela engelli insanların iş hayatında daha verimsiz olduğu koca bir önyargı değil mi?  Halbuki bilinenin aksine; engellerine göre istihdam edilen bu kişiler sağlam olarak adlandırılan pek çok kişiye göre daha verimliler. Demek ki önyargı hayatı güçleştiren bir davranış ve düşünce biçimi. Örneğin günümüzde de Müslümanlara karşı sistematik bir önyargının oluşmasına çaba gösterilmiyor mu? Avrupa’da yaşayan pek çok Müslüman batı toplumunun önyargılarıyla mücadele etmek zorunda kalmıyor mu? Peki önyargı neye sebep olur?

 

Anlayışsızılığa, toplumların kutuplaşmasına, ayrımcılığa ve hatta birbirine zarar vermeye. Üçüncü sayfa haberlerinde okuduğumuz cinayetlerin pek çoğu önyargı ile hareket edenlerin hazin sonu değil mi? Önyargı bazen bir mahalle baskısına, linçe dönüşmüyor mu? Önyargılı insan dünyanın neresinde olursa olsun, her konuda peşin bir hüküm verir. Mesela yabancı bir ülkede yaşadığı bir problemi, o ülkenin tamamına mal eder. Ya da gittiği bir lokantada hoşlanmadığı bir durumdan dolayı tüm lokanta çalışanlarını zan altında bırakır.

 

Örneğin işe yeni başlayan ya da mahalleye yeni taşınan birisi hakkında kendi önyargılarımızı sağda solda konuşmak, o kişiyi zannımıza dayanarak itham etmek, hakkında fikir yürütmek kimi zaman tahminimizden daha büyük kötülüklere sebep olmuyor mu? Çünkü kötü zanda bulunmak fitneyi körükler. Önyargı çoğu zaman kötü zandır ve beraberinde, çorap söküğü gibi pek çok kötülüğü de getirir.  İnsanların kendi doğruları vardır ve bunlardan da kolay kolay şaşmaz. Kabul edelim ki çoğu zaman önyargılıyız. Bir insanı tek bir hareketi ile hemen kategorize ederiz. Bilmediğimiz, görmediğimiz hadiseler karşısında “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” deyip kesin hükmü veririz.

 

Bakınız beyaz insanın, siyah insana yıllarca renginden dolayı duyduğu önyargı, sırf renkleri nedeniyle bir ırkın, yerinden yurdundan edilmesine ve yüzyıllarca köle olarak yaşamasına neden oldu. Siyah insanlar yaşadıkları acı dolu o travmayı hala üzerinden atamadı. Gariptir ki; insanlar en çok önyargıya karşı çıkıyor. Kınamaların, ayıplamaların başında hep önyargı geliyor. Tam bir paradoks…

 

Meşhur hikaye, bir bilgeye sormuşlar “Bu dünyada en çok kimi seversiniz?” Bilge “Terzimi” diye cevap vermiş. Şaşırıp “neden?” diye sormuşlar. Bilge “Çünkü terzim her gittiğimde ölçümü yeniden alır ve beni öyle değerlendirir. Diğerleri ise ilk kez gördüklerinde bir kez karar verir ve beni her zaman öyle değerlendirirler” demiş. Peki bu önyargı zilletinden nasıl kurtulmaya çalışacağız?

 

Kabul edelim ki, fikri sabit insanlar hiçbir şeyi değiştiremez. Önyargılarından kurtulamayanlar ise hiç bir insanı anlayamaz. Bu nedenle gördüğümüzü, duyduğumuzu sorgulayacağız, araştıracağız. Önyargılarımızla yüzleşip, nedenlerini ortaya koyacağız. İnsanları tuttuğu takım, oy verdiği parti, kılığı kıyafeti ya da şekli şemali ile değerlendirmeyeceğiz. Başkalarının hükmü ile karar vermeyeceğiz.  Bir bardak çay bile içmediğimiz bir insanın arkasından atıp tutmayacağız. Karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışacağız. Insanların her hareketine bir anlam yüklemeyeceğiz. Atomu bile parçalayan insan, önyargılarını neden parçalamasın değil mi?

 

Düşünsenize yüce Allah bile insan hakkındaki hükmünü; insanoğlu bütün ömrünü yaşayıp bitirdikten sonra veriyor. Şimdi düşünelim; biz kim oluyoruz da birini bir kez görmekle ya da bir hareketi veya sözüyle damgalıyor, yaftalıyor ve hüküm veriyoruz. Allah ne kadar sabırlıysa, insan da o kadar cüretkar değil mi?

Yorumlar
Kod: WUL1T