Gülhan Akyüz-SOSYAL MEDYA

Gülhan Akyüz

SOSYAL MEDYA

Sosyal Medya en geniş anlamıyla bilgi paylaşımıdır.Sanıldığı kadar  ansiklopedik  anlamda kullanılmamaktadır.
Kendine güvenenlerin, günün yirmidört saati her yaptığını naklen yayınladığı, aldığı beğenileri bitcoine çevirse, Boğaz’da yalı sahibi olacak kadar sıkı takibedildiği bir ortamdır sosyal medya.
Çekingen olan benim gibilerin  de,Mezdeke dansçıları gibi güvensizliklerimizi peçeleyerek  girdiğimiz,, röntgen sörfü yapıp çıktığımız leb-i deryadır..

Tarihçesi Kızılderililer dönemine kadar uzanır.

Kabile şefi, karısı Yağmur Parıltısı’nın, hamileliğini dünürlerine duyurmak için günlerce at sürme zahmetine katlanmazmış. Onun yerine görkemli bir ateş yakıp, çıkan dumanları
‘Bir ben, bir sen, bir de bebek şarkısı,ve, çiçek, böcek, kalp  emojileriyle, rüzgara katıp kayınço diyarına gönderirmiş.
  Dünürlerin cevaben yolladığı  duman yığınları, davul, zurna, lililiiiii ekibi olup coşarken, havai fişekler gökyüzünü kaplarmış.
Kabileler arası çok revaçta olan duman emailleşmesi sürüp gitmiş yıllarca.Ta ki Amerikalılar kıtalarına ayak basana dek.

Amerika’lılar , Kolomb’un düzenlediği tur gezisiyle geldiklerinde,  kılıç kalkan ekibiyle karşılanacaklarını sanmışlar. Onun yerine, iskelet kafa, balta, şimşek, el kol, orta parmak düşünce balonlarıyla bekleyen Kızılderilileri görmüşler..Onlara, iyiniyetle geldiklerini, uzay denemesi yapıp döneceklerini, bunu ispat etmeye de hazır olduklarını söylemişlerdir.Nitekim, tüfek ateşi açarak, namludan çıkan dumanlarla yazdıkları,”Yandım anam ugh” pankartlarını Kızılderililerin ellerine tutuşturmuşlar, ruhlarını Columbia’dan önce uzaya fırlatmışlardır.Ardından da  ülkelerine boş kalmasın bari diyerek yerleşmişlerdir..

Twitter’in tarihçesi de hayli eskidir.

Canan Karatay’ın gözünün içine baka baka, simit ve doğranmış  ekmek gagalayan,, yerleşik hayata geçerek, çatılara yuva kuran, olur olmaza öfkelenen angry bird kuşlarının tersine, ataları çok çalışkanmış.
O zamanlar,ayaklarındaki notlarla,  Simbad’ın Arap Çöllerini, John Snow’un Kuzey ülkesini,Gandalf’ın Orta Diyarını aşıp giden, dört mevsimi gurbet havayollarında geçiren, denk gelirse Alaaddin’in uçan halısında mola veren ama notu mutlaka sahibine ulaştıran bu göçmen kuşlar bugünkü twitter’a ilham kaynağı olmuşlar.

Benim çocukluğumda internet, facebook, instagram yoktu. Biz o zamanlar sabah yedi akşam onyedi arası kablosuz ,canlı görüşmeler yapardık. 

Kadınlarımız, Amazon atalarının tüm tepkilerine kulak tıkayıp erkeklerle aile kursalar da, kısa sürede pişman oldular.,Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar ,Aşrı Aşrı Memlekete Kız Vermesinler türküsü böyle ortaya çıktı ve kına gecesinde gelin kıza son ihtar olarak kullanıldı.Amazon hayatlarına dönemeyince mecburen  Umutsuz ev kadınlarına dönüşen kadınlarımız komşuluğu geliştirerek sosyal paylaşımı icat ettiler.
AVM  salgınına da, tavuk gribine de  yabancı olduğumuz yıllardı.Ekmekten, yumurtaya, şekerden, tuza, komşu bültenlerine kadar yar yanağından gayrı herşeyimizi paylaşıyorduk..On kişilik açıkoturumlarda aynı anda konuşmayı da, ikili düet’le orada olmayanları atomlarına ayırmayı da büyük beceriyle gerçekleştiriyorduk.Yorulunca çay, kahve kek molası veriyor, kendimizi yere göğe koymadığımız reklamlarla devam ediyorduk..

Kocakarı ilaçlarıyla tıbba da el atmıştık.
Komşuların cihaza koymadan, emarlarını çekebiliyorduk.
Kalp kırıklıkları,
Kafadaki tahta eksiklikleri,
Yan binanın kumunun araklanarak böbreklere stoklandığını,
Barsaklardaki gaz kaçağının infilak ettiğinde verdiği hasarı 
Anında görebiliyorduk.
Duruma göre ya müdahale edip iyileştiriyor ya da ötenazi yaparak uzak duruyorduk.
Annem de bu komşuluk paylaşımlarının içinde elinden geldiğince yer alıyordu. Kendisi büyük bir şanssızlıkla, Köy Enstitüsü’nü bitirmesine bir yıl kala okuldan ayrılmak zorunda kalmış, öğretmen olacağına,hayatın en ağır derslerinde doktora yapmıştı. Annemin yuttuğu zokayı alternatif tıpçı komşuları bile  hazmettiremedi..
Kendini, Sait Faik naifliği’ndeki romantik komşularımızı, ,Bukowski’nin yeraltı edebiyatından derlediği vecizelerle tokatlayan, blog yazarlığına adadı.
Yıllar geçip,Komşularımızla arkadaşlarımızla hatta ailemizle aramıza facebook, instagram bariyeri koyunca da çok değişmedik. Tüm alışkanlıklarımızı, sosyal medyaya taşıdık.Bazı değişikliklerle tabii ki. Artık komşunun kambur, alık lakaplarına maruz kalmayacak  kadar, olmadığımız gibiydik.Bizi hacker gibi birebir izleyen, bizden yola çıkıp topluma mesaj veren blog yazarlarımız sayesinde de, eleştirdikleri hatalarımızı badanalamayı, ak kaşık olmayı öğrendik.

Sosyal Medya, beden dersini de, tarih, coğrafyayı da, önceki önemsizliklerinden top on’a yükseltti.Avrupa Birliği’ne giren Macaristan prestiji kazandırdı.

Tarihi dizilerle Kanuni’yi tanıdık.Oğlu Şehzade Mustafa’yı idam ettirmesine kırıldık. Savcılığa suç duyurusu yaparak vatandaşlık görevimizi yerine getirdik.
Takı sektörüne can suyu vererek Hürrem yüzükleri, Mahpeyker tokaları ürettik.Bunlarla verdiğimiz pozlarla ,tarihin tekerrürden ibaret olduğunu ispatladık.

Üç gün üç gece alarm çalarak doğum gününü beynimize kazıyan akıllı telefonlarımızla evdeki mohaç meydan muharebelerini önledik. Aynı zamanda rötuşlu fotoğraflarımızla  doğum tarihi sendromunu ortadan kaldırdık.

Coğrafya bilgimizle kısa boylulara maki,  uzun boylulara kavak, derdik. Artık organik tarım ürünlerini biliyoruz. Ilgaz Dağları’nda, ödünç aldığımız batonla,, arka plana tepeden aşağı kayanları yerleştirerek evliya çelebi olduğumuzu dünya aleme ilan ediyoruz.

Kimya da çok sevdiğimiz dersler arasına girdi.Facebook’da,İnstagram’da, kişiler arasında dürtme, el salllama elementleriyle birleşerek aşk formüllerine dönüştü. Yeterli korunma sağlamadan açıkta bırakılan aşk iksirleri üzücü şekilde ekşiyip , paslandılar.

Fizik dersi hayatımızın pusulası oldu. 90-60-90’dan sıfır bedene evrildik. Saçlarımız her daim yapılıydı. Kirpiklerimizle, okçuluk yarışlarında onikiden vuruyorduk.

Kaşlarımız kalkık,gözlerimiz tank gibi ezip geçen bayrağı göndere diken güzellikteydi. Dudaklarımızın inceliğine de gerekli ölçüde üç boyut kazandırılabiliyordu. Erkekler her daim baklava kaslı, yakışıklı,Cemal Süreyya kıvamında şair,ponpon kızlar kadar güzelliğe tezahüratçıydı.Fizik dersi sayesinde spora önem verenler artmış , beden dersi de  ebedi out’luğundan in olanlar kategorisine geçmişti.
Sonrasında matematik devreye giriyordu. Nasıl tavlarım hesaplarıyla başlayan dört işlem, arkadaş olduğunun arkadaşlarını da kavmime nasıl katarım kombinasyon problemleriyle içinden çıkılmaz hale geliyordu. Beğendiklerinin evi, arabası, kariyeri gibi türevleri de hallettikten sonra mutlu sona varılıyordu.

Yazarlık köşesi oluştururken benden fotoğrafımı istediler.

Ben de yazı hayatımın tipimle heba olmaması için adeta kampa girdim. Kuaförüm ve psiko terapistim Ali ve usta makyözüm Gülşah’a geleceğimin ellerinde olduğunu yalvar yakar anlattım. Onlar da  sabah başlayıp akşam bitirdikleri mesai boyunca saçlarımdaki akları kapattılar,fönlediler, saç eklediler.Gülşah yüzüme beş kat astar çekip kurumasını bekledi. Üstüne fırçalar boyalarla Van Gogh çizimleri yaptı.Bitirdiklerinde fazla kaptırıp, bana yüz nakli yaptıklarını anladım.Gittiğim fotoğrafçı da göz kenarımdaki kırışıklıkları , takıldığı başka kusurlarımı düzeltti.Fotoğrafı elime tutuşturduklarında , dere kenarında aksini görüp aşık olan Narkissos’tan farksızdım .Artık birinci hedefim Akdeniz değil , parayı biriktirerek, estetik doktoruna gitmektir.
Şu an balık sürüleri gibi profilime akan erkeklere  hilem ortaya çıkmasın diye pas vermiyorum. Ama bu ilgiyi çok sevdim. Bu alemde olmak istediğim kadar dürüst /olmak istediğim kadar filozof /, olmak istediğim kadar gencim güzelim.Pamuk Prenses’teki Kraliçe gibi kendimi mutlu hissettiğim bir ayna sosyal medya. O iyi ki var . Yoksa kendime tahammül edemezdim.Ben gibi büyük bir kitleyi tedavi ediyor, kendimizi bir halt hissettiriyor. Daha da ne yapsın
 

Yorumlar
Kod: LJBOI