Gülhan Akyüz-Özel Çocuklar ve Sonay Dikkaya

Gülhan Akyüz

Özel Çocuklar ve Sonay Dikkaya

Biz dört kardeşiz. Bizleri getiren leylek, annemle adeta Rus ruleti oynamış..Zihinsel özürlü, normal, zihinsel özürlü, ortaya karışık şeklinde. Ortaya karışık olan bendim. Normal sayılmazdım.

Annem iki evlilik yapmış. İlk evliliğinde aşkı bulup, mutluluğu kaybetmiş bir kadındı.

Annem için görsel etkileyicilik çok önemliydi. Ruhunda Miss Turkey jüri üyeliği yatıyordu.Kızlar en güzel, erkekler en yakışıklı olmalıydı.

Bu kıstaslarına uygun ilk kocası, yakışıklılığıyla annemi hipnotize edip evlenmiş ve onu, kayın ön adlı anne,baba, abi, elti dolu evlerine külkedisi yapmıştı.

Annem, kocasının yakışıklılığının illüzyonundan ömrü boyunca kurtulamadı.

O evde kum torbasına döndüğü halde,

Evlendiği adamın, Don Juan’ın yedi göbekten torunu olduğu, tarihi ve kültürel korumaya alınmış bir sit adamı olduğu,

Kendisinin bunu bilmeden üstüne evlilik inşa etmekle suç işlediği gerçeğine rağmen

vazgeçmemişti.

Hamile kalarak, bu adamdan, baba, koca kalıbına dökerek kerpiç bir yuva yapmakta ısrarcıydı.

Ama yine de zorla güzellik olmamış ve tahammülünün bittiği noktada, ismi gibi yeteri çekip, karnındaki bebeğiyle ayrılıp yollara düşmüştü.

Sonrası bildiğin Selvi Boylum Al Yazmalım’ın ikinci yarısıydı.Cemşit rolündeki babamla karşılaşma, babamın anneme ve çocuğuna sahip çıkması, evlenmeleri, çocuğun ağır menenjit geçirip zihin özürlü kalması, sonra sağlıklı olan abimin olması, sonra yine zeki ve duygulu ama görünüşünden anlaşılmayan Aydoğan’ın doğuşu , en son benimle noktalanan çocuk yapma finali.

Leylek hem vicdan azabı çektiğinden, hem de skoru iki- iki eşitlemek istediğinden beni sürpriz şekilde yerleştirmişti annemin karnına. Ama bizimki hamile olduğunu öğrendiğinde,

kıyameti kopardı. Beni içinden söküp atmak için denemediği çılgınlık kalmadı.

Yıldız Tilbe gibi titreyerek dansediyordu saatlerce. Ben de içeride İrma Kasırgasına yakalanmış gibi oradan oraya savruluyordum. Yine de sökülüp sele kapılmadım.Sonrasında şişlemeyi denedi.

Ama bunu da sihirbaz Mandrake’nin bin parçaya ayırıp, gösteri sonunda tek parçada topladığı asistanı becerisiyle atlattım.

Bir tek avuç avuç içtiği ilaçlara direnemedim. Daha dünyaya gelmeden hapçı olup çıkmıştım.

Milletin, dokuz ay on gün elense yapıp, yediği önünde yemediği arkasında, sefa sürdüğü ana karnında,kiralık katilimle aynı evde, odadan odaya kaçan kurban gerilimiyle kurtulacağım anı bekliyordum. Bunca gerilimi yüklenince, ankisiyete doğarak tıp literatürüne girdim.Annemin özürlü olmam endişesiyle istemediği beni, babam da kız olduğum için istememişti.Bu istenmemelerimin, hayatımın kodu olduğunu, o günlerde henüz bilmiyordum.

Aslında ailem de istenmeyenler ailesiydi.

Annemi eski kocası istememişti.

Babamı annem istememişti.

Özürlü abilerimin, benim durumum ortadaydı.Bir tek sağlıklı ağabeyim aramıza kazara düşmüş gibiydi.

Yine de her birbirine mecbur olanlar gibi, zamanla birbirimize alıştık. Beni de çok sevdiler.Annemin katillikle uzaktan yakından alakası yoktu. Babam en güzel masallarıyla ,çocuk ruhundan en iyi anlayan

bir babaydı. Galiba ben çok fesattım.

Dışardaki yaşam, annemle babam kadar kolay yumuşamıyordu.Hırsların, güçlerin savaşı , statü farkını acımasızca hissettiğim , çok kolay dışlandığım, yorulduğum bir dünyaya adım atıyordum, kapıdan her çıkışımda.

Özürlü abilerim için yaşam daha da zordu. Dişleri kırılmış , dövülmüş, ağızları burunları dağılmış eve geldikleri , yere yemek dökülerek yemelerinin istendiği gibi pek çok, beynimden silmeye çalıştığım travmaları hatırlıyorum. Onları bu faili meçhul saldırılardan, aşağılanmalardan hiç koruyamadık. Pek çok özürlü çocuğu olan aile bu durumu tahmin ettiklerinden, çocuklarını eve hapis yaşatıyorlardı. Haklıydılar.

Öldüklerinde, üzerimden bir yük kalktığını hissettim önce. Sonra da onları koruyamamanın, kendi kötü davranışlarımın utancını. Bu utanç hiç eksilmedi içdünyamdan.

Yıllar sonra Meclis Televizyonunda çalışmaya başladım. Spikerimiz Handan Musaoğlu Kasa ile burada tanıştım. Altın saçlı ve çok güzeldi. Herkesin hayran bakışları üzerindeydi. Kariyerli, güzel ve iyiydi. Kısacası, sahip olmam gereken herşeye o sahipti. Kendisine sinir olup kıskana kıskana bir hal olsam da , kırmızı başlıklı kız ya da Heidi saflığında olduğundan atarlanmalarımdan, tepkilerimden, suikastlerimden hiç birini anlayamıyordu.Ne yaptıysam kendisini imha edememiş, düşmanı da olamamıştım. Pes ettim. Güzel kızın, çirkin kankası olmayı kabul ettim. Eşiyle kurdukları MedyADA Dijital Yayın Grubu'nda yazı yazmamı istediğinde, dediği her şeyi eni sonu yaptıracağını bildiğimden, nazlanmadan kabul ettim. Sonrasında meslektaşlarının çoğunu da bu sitede yazar olarak biraraya getirdi. Bunlar arasında yer alan Sonay Dikkaya’yı daha önce pek tanımıyordum.

Bizimkinin anlatımından, onun da Heidi’gillerden olduğunu anladım. Dinledikçe Sonay’ı çok sevdim.Bizimki, Sonay hakkında yazı yazsak ne güzel sürpriz olur diye sık sık sesli düşünmeye başladı. Aynen katılıyordum.Bu yazıyı yazmayı da çok istiyordum. Böylelikle hayatını incelemeye başladım. Fotoğraflarından belliydi, sonayın ondördü gibi güzel bir kızdı. Yaşamı bir peri masalı gibi başlamıştı. Güzeldi, güzel bir kariyer yapmıştı. Tüm ülkenin tanıdığı ekran yüzlerindendi. Yine Tüm ülkenin tanıdığı şarkıcı Ufuk Yıldırım’la tanışıp,aşık olmuşlar ve yıldırım hızıyla evlenmişlerdi. Masalcının vardiyası hep bu noktada bitiyordu. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine , diyerek mesaisini tamamlıyordu. Kendisinden sonra yazıyı ele alan Genel Yayın Koordinatörleri , eleştirmenler , masalcının ,bol keseden mutluluk yağdırmasına söylene söylene , nerde sıkıntı var, işgüzarlıkla yığıyorlardı güzel yaşamlara.

Sonay hamile kalınca sevinci doruğa çıkmış. Ancak erken doğumla kucağına aldığı sevgili Şan otistik doğunca ilk üzüntüsünü yaşamış.Öğrenme, toplumla ilişkilerde özel eğitim gerektiren bu rahatsızlık, ancak , anne babaların sabırlı olmaları, ve maddi açıdan da zorlanmalarıyla en aza indirgenebiliyordu. Ebeveynin baba tarafı Ufuk , benim de kardeşlerimleyken hissettiğim için iyi bildiğim , nerden çıktı bu sıkıntı ,ne güzel hayatımı yaşayacaktım duygusuyla, yıldırım gibi uzaklaşmayı tercih etmişti yeni mutluluklarına.

Sonay’a da, Şan’ı sırtlayıp, Dikkaya’lara tırmanarak, yola devam etmek kalmıştı tek başına.Burcundaki yayını germiş, okun düştüğü,otistik çocukların en iyi eğitim aldıkları, hassasiyetle davranılan, Orlando’ya yerleşmeyi seçti.. Orlando,da bizimkilerle böylece daha bir güzelleşmişti. Sonay, köşe yazısının ismi olan Şan’s taki gibi oğlunun şansı olmayı, onunla sadeleşmeyi,kariyerine, renkli yaşamına

tercih edip gitse de , biz kendisini unutmadık.Çünkü , sıradan bizlerin başaramadığımızı başaranlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bizlerden yukarı yükselir, yıldızımız olurlar.

Sonay kardeşlerime yapmam gerekip, yapamadıklarımın hepsini fazlasıyla oğluna yapmasıyla kendisine gıpta ettiğim kahramanımdı artık. Şan’a piyano çalmak dahil en güzel eğitimleri aldırıyor, onun güvende ve mutlu olmasını sağlayacak şekilde tüm vaktini ona ayırıyordu.

Sonay bir röportajında Şan gibi çocukların dünyayı kurtaracağını söylemiş. Ama eksik söylemiş .

Kadın öldürmenin günlük rutine bindiği ülkemizde,

Kendi halinde aç susuz, bizlere yük olmadan , çöplerden beslenerek hayata tutunmaya çalışan hayvanların bile, zulmümüzden kurtulamadığı,

Çocukların yaşamlarının başlangıcında , haketmedikleri travmalarla, tacize uğradıkları günümüzde, Şan’lara bu kadar özveriyle sahip çıkan Sonay’lar da dünyayı kurtarmak için çok gerekliler.

Kendisine, Dikkayalardan ovalara geçip, mutlulukla, kolaylıkla mücadelesini kazanma,başarısının zaferle taçlanması enerjimizi gönderiyoruz sevgilerimizle….

Yorumlar
Kod: XVM2U