Aslı Noyan-Geçip Gitmek Üzerine...

Aslı Noyan

Geçip Gitmek Üzerine...

Herkes kendi hikayesini yazar. Dünyaya geldiği andan itibaren, kendi hikayesinin kahramanıdır. Tanımadığı, bilmediği ama ait olduğu kişilerin hikayesine doğar. Onlardan beslenip, kendi satırlarına akar. Birilerinin kurgusunda ortaya çıkan sürprizdir önce. Sonra, 'başla'' der evren kulağına. Düzen diye bilinen karmaşa, ona da yer açar içinde. Nasıl olduğu anlaşılmadan, derin bir sezişle sızar oraya. Önce görmeye, ardından işitmeye, algılamaya ve öğrenmeye başlar. Belirsiz bir kalemin izinde, yürüdüğü yola döke saça kelimelerini, oluşturmaya başlar hikayesini. Çoğu kısmını farkına varmadan deneyimler ve yazar. Kendini bilmeye başladığı andan itibaren hem okur, hem oluşturur o bütünü. Geçmişinde gezinir, bugününü görür, geleceğini kurmak istediği sözcükleri seçer. Hem seçer, saklar, hem yolculuğunu sürdürür. Esas olan sürekliliktir. Zorunlu duraklarda molalarla dolu o yolculukta, tali yollara, dar patikalara da girer. Düşler, çoğu kez ummadığı düşer payına. Devam eder... Esas olan sürekliliktir çünkü. Her şeyden geçip gitmektir.

Evvelden, hayatın yukarı doğru yaşandığını sanırdım. Şimdi görüyorum ki, yatay bir boşlukta yol alıyoruz. Atladığımız her çit, takılmadan aşmayı başardığımız her engel, acı ya da elde ettiğimiz başarı bizi birkaç basamak daha yükseltmiyor. O ufki alanda ilerlemeyi sürdürüyoruz sadece. Görünmez iplerle idare edilen bu sistemin karıncaları gibiyiz. Yolumuza çıkan kırıntıları toplayıp, toprak altındaki yuvalarımıza götürüyoruz. Ne bulursak kâr, elde etmek mühim zira. Bu arada, başkalarının önünden alıp, kendimizin kıldıklarımızdan bahsetmiyorum bile. Ya da bizden çalınanlardan... Düzenin işçileriyiz, ta ki tükenip, gözden kaybolana kadar.

Bunca kuruluğun içinde varlığımızı anlamlı kılmanın, bu sürekliliğin bir nedeni olduğuna inanmanın çabası gizli. İnsanın anlam arayışını düşünüyorum, anlam yaratmaya çalışmasını... Diğerlerinin yüzlerinde, sözlerinde, bazı zaman parçalarındaki kesişmelerde, tesadüflerde... Olup biten ne varsa anlam yüklüyoruz cömertçe. 'Öyle'lerden, 'keşke'lerden, 'kesinlikle'lerden, 'asla'lardan, 'eminim'lerden biçtiğimiz kılıfları giydiriyoruz. Zaman zaman, içerdiği asıl anlamı gözardı edecek kadar...

Oysa yaşadıklarımız en yalın haliyle ortada duruyor. Gerçekler mesela, çoğunlukla görünür bir yerde bekliyor bizi. Gözümüzün içine içine bakıyor hatta anlaşılmak için. Pek de kıyıda köşede saklanır bir halleri yok. Aramaktan, görmeye fırsat bulamamak bizimki. Aramak da 'anlam yaratmaya çalışmak' belki... Dönüp dolaşıp başladığımız yere varıyoruz. Zaman, ilk kulacı attığımız kıyıya vuruyor bizi ama dönüştürerek.

Bazı şeylerin geçip gitmesine izin vermeli. Bozup yeniden kurarak, bütüne tekrar yerleştirmek neyi değiştirir? Akış devam ederken ve hayat hükmünü sürerken? Öngörülemezliğin içinde tutunacağımız dallar yaratmaya uğraşmaktan başka ne ki bu?

Herkes bir tutam anlatıcı, kendi kurgusunun yazarı. Belki de bundan işte, küçük küçük parçalardan dünyalar çıkarmaya meylimiz.

Madem ki aslolan süreklilik, oyunda kalmak esas...

Yürüyorum ben de ama aynı kelimeleri kullanmıyorum artık hikayemde. Olasılıklarla boğmuyorum hayallerimi. Saklamıyorum sözcükleri ve bırakıyorum ezberlerimi. Ayaklarımın bastığı yeri hissetmeye harcıyorum dikkatimi. Gözümün önünde serilen yola, gökyüzüne, duyduğum seslere odaklanıyorum. Fazla olanı tekelime almadan... Kişilere, olaylara ve şeylere ilave anlamlar yüklemeden... Olanı görerek, olanla beraber, olmayanı ardımda bırakarak.

Üretebildiğim ne varsa, en değerli hazinem o. Beklemek zorunda kaldığımda da, önüm kesildiğinde de, başka yollara sürgün edilsem de...

Ürettiklerimi doldurdum heybeme; başkalarının anlamlarını, sözlerini, görüşlerini, takdirini değil.

Hiçbir şeyi dondurmadım zihnimde. Ait hissettiğim, beslendiğim mekanları dahi.

Bırakıyorum sıkı sıkı tutunduğum şeyleri. Devinimin parçası olmayı seçiyorum. Olabildiğince...

Şairin dediği gibi, ne içindeyim şimdi zamanın, ne de büsbütün dışında. Rüzgarda uçan tüy bile, benim kadar hafif değil hatta. Kökü bende bir sarmaşık olmuş dünya, sezmekteyim. Yüzmekteyim, o masmavi ışığın ortasında, Tanpınar’a selamla...

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmaz akışında,

 

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

 

Başım sükûtu öğüten

Uçsuz, bucaksız değirmen;

İçim muradıma ermiş

Abasız, postsuz bir derviş;

 

Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

Yorumlar
Kod: LIBOI

YAZARIN DİĞER YAZARLARI

GÜNÜN YAZARLARI