Aslı Noyan-7 LİRA

Aslı Noyan

7 LİRA

Dükkanda müşteri yoğunluğu, ikindi vakti biraz olsun hafifliyor. İşte o ara, yorgunluk çayına eşlik eden sigarasıyla kapının önünde en keyifli molasını veriyor. Çalışıp çabalamakla geçen saatlerin arasına giren kısa soluklanma anlarında gününü, kafasının içindekileri de düzenliyor. Sessizce, koşuşturmadan. Askerliği bir yıl önce bitirdi Osman. Döner dönmez de babasının işlettiği kebapçı dükkanında çalışmaya başladı. Kaldığı yerden devam etti aslında, çocukluğunun yaz tatillerinde ya da boş vakitlerinde olduğu gibi...

Osman, 22 yaşında. Güçlü, kuvvetli, hayat dolu bir genç. Diğer yaşıtları gibi daha yapacak çok şeyi var. O da hayallerinin peşinde koşuyor. Askerlikten sonra sıra yuva kurmaya geldi. Sözlüsüyle birlikte gün sayıyor. Kurban Bayramı'ndan sonra nişanlanacaklar. Bu akşam da onu görmeye gidecek yine...

Düşüncelerinden babasının seslenmesiyle sıyrıldı. Çayından son yudumu aldı, sigarasını söndürdü. Sipariş hazırdı. Çok uzağa değil, iki sokak öteye bırakacaktı paketi. Karşılığında 7 lira ücret alacaktı, belki 2-3 lira da bahşiş. Gerçi bahşiş vermeleri gerektiğinde, ceplerindeki akrep akıllarına gelirdi insanların ama cömert davrananı da çıkardı nadiren. Osman artık müşteriyi gözünden tanıyordu...

Motoruna atladı, Antep'in sıcağında, gömleğini şişiren rüzgarla yola koyuldu. Mimarsinan Mahallesi 143. sokağa dönünce durdu, motordan indi. Paketi götürdü. Siparişi verenler yemeği aldılar ama parayı ödemeyeceklerini söylediler. Israr etti Osman fakat burun buruna geldiği kişilerin anlamaya niyeti yoktu. Artık müşteriyi gözünden tanıyordu. Bunların niyeti üzüm yemek değil, bağcıyı dövmekti. Tartışma büyüdü. Öfkeyle açılan bir çift gözde vahşeti gördü Osman. Önce kalbine, sonra sırtına saplanan bıçakla katılıp kaldı. Canını kurtarmak için bir an önce oradan uzaklaşmalıydı. Paketi de bıraktı ardında, parayı da... Güçlükle motoruna ulaştı. Bindi ancak birkaç metre gidebildikten sonra kanlar içinde yere yığıldı. Onu görenler hemen ambulans çağırdı. Siren sesleri... Hastaneye kaldırıldı Osman. Bir gün boyunca yoğun bakımda kaldı. Herkes çabaladı onu hayatta tutabilmek için ama olmadı, Osman tutunamadı.

7 lira için kapandı perde... Osman, hiç uğruna, hunharca, yürek paralayan bir sonla koparıldı sevdiklerinden, yaşamdan. Babası İbrahim Dal, olayı anlattığı muhabire; ''Sokak ortasında bir insan öldürmek bu kadar basit, hayat bu kadar ucuz olamaz. Ben 22 yıldır, oğlumu büyüttüm, bu yaşa getirdim'' diyor ve kısa bir sessizlikten sonra ekliyor ''Düğün hazırlıkları yapıyorduk''...

Koca bir ömrün karşılığı 7 lira oluveriyor bir anda.
İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?
Maalesef öyle...
Sadece, Google'a bu ifadeyi yazıp çıkan sonuçlara bakmak dahi durumun vahametini anlatıyor. O haberler, toplumun pek çok yönden alarm verdiğini açıkça duyuruyor. Hatta bir benzerinin her an bizim de başımıza gelebileceği gerçeğiyle yüzleştiriyor. Felaketler kurban ayırmıyor... Türkiye'de binlerce insanın canı sokak ortasında, böylesi kıyametlerle yitip gidiyor. Yarım kalan hikayeleri, adalet yerini bulsun diye uğraşan yakınlarının çabalarıyla tamamlanıyor.

Osman Dal'ı öldürenler, bu yazı yazıldığında henüz yakalanamamıştı. Suçlu ya da suçlular ne kadar ceza alacak? Verilecek hüküm vicdanları ne ölçüde rahatlatacak? İşte bu soruların cevabı önemli. Hiçbir ceza Osman'ı geri getirmeyecek ama sevenlerinin içinde izi kalacak. Tıpkı ölümünün yarattığı acı gibi.

Canı isteyenin bıçağını çekip, silahına davranıp bir başkasının hayatına kastetmesi bu kadar kolay olmamalı. Herkes çok sinirli, herkes 'en' haklı. Kimse kimseye geçit vermiyor, üstelik adaleti kendi sağlamaya kalkıyor. Üçüncü sayfa haberlerinin içinde boğuluyoruz. Son zamanlarda bireysel silahlanma oranındaki artış Türkiye’de de ürpertici boyutta. Silah taşıma gerekçesinin 'güvende olma ihtiyacı' olarak sunulmasıysa bir başka trajedi. Kişisel güvenliği sağlamak için, diğerlerinin güvenliğini riske atmaktan başka bir anlamı var mı bunun?

Duvarlarımızı kalınlaştırdık, korunaklı sitelerde yaşıyoruz, evlerimize hırsıza karşı alarmlar taktırdık, her yer kameralarla dolu. Yine de sürekli endişe ve korku halindeyiz. Oysa, komşunun komşuyu tanımaktan kaçındığı yerde ne kadar güvende hissedilebilir ki?

Ekrandan evlere, evlerde kadınla erkek arasına, çocukla ebeveyn arasına, oradan okullara sızan, okullarda akran zorbalığına, iş yerinde mobbinge dönüşen, her yere sinen şiddet sarmalında nefes almaya çalışıyoruz. Sokakta, pazarda, metroda... Hemen her yerde en ufak kıvılcımın kavgaya, bazen daha büyük olaylara dönüştüğünü görüyor, okuyor, izliyoruz.
Hiçbir önlemin, hiçbir çağrının tam olarak önüne geçemediği toplumsal cinnet hali içindeyiz.

Vakit kaybetmeden silkinmeli, harekete geçmeli...
Bir şey yapmalı...
Bıçağın ucu ya da namlunun ağzı başkalarına bu kadar korkusuzca dönemesin diye...
Hiçbir suç cezasız kalmasın diye...
İnsan hayatı bu kadar ucuz olmasın diye...
Bir şey yapmalı...
Zira, ucunda ölüm var!

Yorumlar
Kod: 3ZS6Z

YAZARIN DİĞER YAZARLARI

GÜNÜN YAZARLARI