Ahmet Yaşar Akkaya-MİLLİ DURUŞ ve MİLLİ EKONOMİ

Ahmet Yaşar Akkaya

MİLLİ DURUŞ ve MİLLİ EKONOMİ

Ulusal ekonomi yaratmak Türkiye'nin son yüzyıldaki temel hedeflerinden birisi olmuştur. Özellikle Osmanlı Devleti'nin 20.Yüzyıl’ın hemen başında çözülmeye başlaması ile birlikte İttihatçılar, Turanist ve Türkçü politikalarını siyasette ve kültürde olduğu kadar ekonomide de  hayata geçirmek isteyeceklerdir.
Osmanlı ekonomisini ellerinde tutan Gayrimüslim azınlıklara karşı İttihatçılar, Türklerden oluşan bir “milli burjuvazi” yaratmayı temel politika olarak kendilerine şiar edineceklerdir.
 1913 Teşviki Sanayi Kanunu'nun çıkarılması, Kapitülasyonların kaldırılması düşüncesi ve en önemlisi de İtibar-ı Milli Bankası’nın  kurulmasını bu perspektifte görmek gereklidir.
İttihatçıların ekonomide “milli yatırım” hamleleri Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı nedeniyle tam olarak  hayata geçirilememiştir.
 Kurtuluş Savaşı kazanılınca Yeni Türk Devleti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, birçok alanda milli düşünce ve dönüşümü temel ilke edindiği gibi asıl milli hamlelerini ekonomi alanında gerçekleştirecektir.
Lozan Görüşmeleri arasında, 17 Şubat 1923, İzmir İktisat Kongresi'nde “Misak-ı İktisadi” kararları ile milli ve yerli ekonominin temel ilkeleri belirlenmiştir. Bu çerçevede Atatürk Dönemi’nde şeker, uçak, kağıt, çimento fabrikalarının açılması ile yerli sanayi kuruluşları  ivme kazandı. Türkiye kendi üretimini gerçekleştirecek oranda bir üretim kapasitesine sahip olurken, aynı şekilde  yatırımlar için yeni millî bankaları tesis edecektir.
İttihat Terakki’nin “yerli üretim” sloganı ile başlattığı “milli ekonomi” yaratma düşüncesini  1930’lu yıllarda Atatürk hayata geçirecektir. 
Atatürk  Dönemi’nde  her alanda milli üretime geçiş yapıldı mı?
 Dönemin şartlarında Türkiye ekonomisinin her alanda özellikle askeri alanda ve uçak sektöründe bu hamleleri yapabilecek gücü olamamıştır. Örneğin  havacılık noktasında Alman şirketlerinin  etkinliğinin kırılması zordu ve zira bu da  gerçekleştirilememiştir.
Türkiye olarak Atatürk’ün 1937’de “kendi uçağımızı yapmamız lazımdır” vurgusuna sadık kalamadık. Büyük kurucu; “İstikbal göklerdedir” derken bu sözü Türkiye'nin kendi uçak motorunu, savaş uçağını yapması gerektiği anlamında söylemiştir. Daha da önemlisi uzak mesafeleri yakın eden ticari, ekonomik, turistik ve siyasi açıdan  öne çıkan  gelişmiş devlet olma özelliği vurgusu yapmıştır.
İnönü Dönemi Türkiye’si milli ekonominin geliştirilmesi yönünde ciddi hamleler yapamadı. İşin ilginç yanı özellikle havacılık sektöründe Türk uçak motorlarını yapma hamlesi garabet bir şekilde zirai tarım motorlarının yapılması hamlesine dönüştürüldü. Nuri Demirağ'ın yerli uçak çalışmaları konusundaki ihaleleri bizzat devlet eliyle önlendi.
2. Dünya Savaşı'nın olumsuzluğu gerekçesiyle Türkiye'de yerli üretim durma noktasına geldi ve  birçok alanda  Alman malların ithaline bağlı olan bir Türkiye tablosu ortaya çıktı.
Türkiye’de 1950 seçimleri ile tek başına iktidara gelen Adnan Menderes Dönemi’nde liberal ekonominin uygulanması, ekonomide  gözle görülür bir canlanma yaşanmasını sağlayacaktır.
Türkiye’nin Marshall Yardımı ile kontrollü bir üretim ekonomisine geçişi Menderes’in ağır sanayi konusunda ciddi hamleler yapmasını engellemiştir. 
Ülkede barajların yapılması, sulama tesislerinin açılması, kara yollarının asfaltlanması gibi yatırımları Menderes elbette yapmıştır. Hatta Ereğli-Demir Çelik Fabrikası da önemli bir adımdır. Ancak Türkiye’nin kendi ürettiği ve  patentinin kendisine ait olduğu bir üretim markası henüz oluşturulamamıştır. Dolayısı ile Türkiye üretimi ve ekonomisi Avrupa’nın ithal mallarına gebe kalmıştır. 
1950- 1955 arası Menderes Hükümetleri  ekonomiyi iyi yönetti. Fakat Türkiye’nin yerli ve milli üretimi gerçekleştirememesi ve  birçok konuda ithal mallara bağımlı kalınması nedeniyle 1955 sonrası ekonomi bozulmaya başlayacaktır. Zira Türkiye’de aşırı fiyat artışı ve enflasyonun yükselmesi Türkiye’nin en büyük sorunu oldu.
 1957’de bozulan ekonomiyi düzeltmek için Adnan Menderes ilk kez IMF’den dış  borç aldı. İşte bundan sonra Türkiye ekonomisi dış güçlerin ve  lobilerin tekelinde kaldı. Menderes Dönemi ve sonrasında ülkemizde  zengin olan veya  iktidar gücünden zenginleşen bir sınıf ortaya çıktı. Ama Türkiye’de kendi malını üreten, sanayi dallarının veya fabrikaların açılması neticesinde bir “milli burjuvazi" oluşmadı. Bu zengin sınıflar daha çok Türkiye’deki yabancı  büyük şirketlerin disbirütörü  olarak ortaya çıkmıştır.
27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes iktidardan indirilince, “Menderes’in planlı ekonomi yerine spekülatif ekonomi göstergeleri ile hareket ettiğini"  öne süren   Milli Birlik Komitesi, ekonomide “planlı ekonomi” vurgusu yapacaktı. Bu amaçla 1963’te Devlet Planlama Teşkilatı kurularak ekonomik yatırımların bir  plan dahilinde olması savunuldu.
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Türkiye’de “Devrim” adıyla yerli otomobili büyük bir heyecanla kamuoyuna tanıttı. Ne gariptir ki ilk milli otomobilimiz benzin konulmadığı için yollara çıkamadı. Bu kadar radikal bir milli devrim yapan mühendislerin “benzini unuttuk, bu nedenle otomobil çalışmadı" çıkışı ile üretimi durdurmaları  doğru değildi; inandırıcı da olamamıştır. 
Türkiye’nin kendi üretimini yapmak istemesi başta Almanya olmak üzere otomobil devlerini rahatsız etmişti. Bu firmalar, “size gerekli mali, ekonomik ve  teknik destek veririz"  diyerek  “milli otomobil” devriminin önüne geçtiler. Nihayetinde  1960’lardan bu yana motorunu ve arabasını üretemeyen bir Türkiye ekonomisi oluşturuldu.
 Aynı şekilde otomobil ile ilgili yapılacak bir hamlede dışarıdaki  otomobil devleri, “siz yedek parça üretin  yeter, biz otomobilinizi  size daha ucuza veririz”  diyerek Türkiye’yi bu yerli üretim noktasında engellediler. Otomobil ithalini ise belirli firmalara Türkiye Distribütörlüğü  vererek kendi  çıkarlarını savunan “yeni burjuvalar” oluşturmuşlardır.
 Yerli üretim konusunda en ciddi adımı “Gümüş Motor” projesiyle Erbakan Hoca yapmak istedi. Lakin dünya  motor devi “General Motor”  ve otomobilin en önemli üreticisi Almanya başta olmak üzere dışarıdaki devletler bu atılımları engelleyeceklerdir.  Erbakan Hoca 1969’dan itibaren siyasi söylevlerinde sürekli yerli üretim, ağır sanayi ifadeleri  ile “Milli Görüş” eksenli  siyaset yapınca onun Türkiye’de iktidar gelmesinin önü kapatılmıştır.
 12 Eylül Darbesi öncesi ve sonrası Türkiye ekonomik olarak çok zor bir süreç yaşadı. Hazine adeta bir kuruş meteliğe muhtaç bırakıldı. Özal’ın 24 Ocak Kararları ile liberal ekonomi hamlelerine geçilse de bu durum  yerli üretime dayalı  Türk firmalarını dünya ekonomisinde  öne çıkaramadı. Bilakis devletin gücünü ve siyasi rantı  kullanan bir çok şirket zenginleşti. Ve yeni zenginler türetildi. Özal’ın ekonomisi  özel bankalar cenneti bir ülke yaratacaktı. En nihayetinde Türkiye yine ithal mallara  aşırı derecede bağımlı bir ülke olmaktan kurtulamadı.
1994’te Refah Partisi’nin seçimlerde  1. Parti olması ile Milli Görüş perspektifinde yerli üretimi, ağır sanayiyi kurma konusunda kararlı Necmettin Erbakan Başbakan oldu. Hoca’nın uyguladığı milli ekonomi politikaları dışarıdaki ekonomi devlerini ile içerideki işbirlikçilerini  rahatsız etmiştir. Laik düzen elden gidiyor algısı ile  28 Şubat Darbesi yapıldı. Bu darbe ile kaybeden Türkiye ekonomisi oldu. Zira o bu sürecin devamında 2001 ekonomik kriz yaşanmıştır. Ve Türkiye yine ekonomide her konuda dışarıya bağımlı ülke almaya devam etmiştir.
2002’de tek başına iktidara gelen AK Parti’nin programında ekonomiye ağırlık verildi. Buna göre Türkiye kısa sürede  ekonomik olarak gelişmeli, faizler düşmeli, enflasyon düşmeli ve IMF’ye dış borçtan  kurtulmalı. Eğer Ak Parti bu hamleleri yapabilirse ihracat noktasında, üretiminin canlanması noktasında iyi adımlar atabilirdi. Dönemin Başbakan’ı Erdoğan liderliğinde özellikle ekonomi noktasında iyi hamleler yapan AK Parti Hükümetleri, kısa süre sonra ekonomiyi  rayına oturtturmayı başaracaklardır. 
 Türkiye’de bu dönemde enflasyon ilk kez tek rakamlara indirildi, IMF’ye 1957’den beri ödediğimiz borçları  2013’te tamamen bitirdik. İste bu noktadan sonra Erdoğanlı Türkiye’nin temel hedefi dünya devleri ile mücadele icin,daha doğru tabirle “küresel ekonomik güç olabilmek" amacıyla yerli ve milli sanayi hamlelerini hayata geçirmektir.
Havacılik,savunma,otomobil gibi üretimin lokomotif alanlarında somut adımları gündeme getiren Türkiye, bir anda dünya pazarında öne çıkan ülke oldu. Dünyanın en önemli ihracat ve ithalat girdisine sahip  olacak  havalimanının temeli atılınca buna başta Almanya olmak üzere küresel ekonomik güçler karşı çıkaracaklardır. 
 Erdoğan iktidarları döneminde Aselsan Mühendislerine yönelik manipülasyon içerikli faili meçhul cinayetlere rağmen Türkiye “milli üretim” konusundaki kararlılığından vazgeçmeyecektir. Türkiye uzaya ilk kez  yerli “Göktürk” adıyla uydu fırlatacak, savunma alanında kendi uçağını, helikopterini ,tankını, silahını yapacaktır. Nitekim  Altay Tankı, Cirit Füzesi, Hisar Füzesi, Atak Helikopteri,Kaplan,Kayı Sınır Güvenlik Sistemi yerli üretimin sonucudur.
Ak Parti Erdoğan liderliğinde yerli üretime yönelik ciddi adımlar ve atılımlar yapınca onu siyaset yolu ile iktidardan indiremeyen iç ve dış işbirlikçiler darbe ile uzaklaştırmak isteyeceklerdir 
Geçmişte Menderes'e uygulanan yöntem Erdoğan’a denenecekti. Bunun ilk somut adımı “Gezi Olayları" ile başlatıldı. Nitekim halk sokağa dökülecek, kargaşa çıkartılarak Hükûmet devrilecekti. Fakat Erdoğan’ın dik durması nedeniyle ilk hedef başarılamadı. 
 İkinci hedef Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bir darbe veya suikast ile ortadan kaldırmaktı. 15 Temmuz darbe girişimi ile  Erdoğan’dan iktidar zorla alınacaktı. Lakin bu kez Türk Milleti Menderes'e karşı suskun olan tavrının tam aksine darbecilere karşı dimdik durdu ve  Erdoğan’a sahip  çıktı.
  İnatçı ve kararlı duruşuyla karizmatik bir lider profili olan Erdoğan mücadeleden vazgeçmedi. Bilâkis yerli üretim ve sanayi hamleleri ile şahlanışa geçileceğini dünyaya mesaj verdi . Bu bağlamda Erdoğan yerli otomobil projesinin ardından Akkuyu Nükleer Santrali’nin temelini atarak  alternatif enerji ihtiyacı ile Türkiye’nin büyüyeceğini tüm itirazlara rağmen açıkça deklare etti. 
24 Haziran Erken  Seçimleri öncesi 6 Mayıs’ta AK Parti manifestosu açıklandı. Bu manifestoda özellikle dikkat çeken Türkiye’de her anlamda yerli kalkınmanın gerçekleştirilmesi ve bu noktada da milli duruş ve milli şuurla  muasır medeniyetler seviyesine çıkılmasının hedeflenmesidir.
ayasar_akkaya@hotmail.com

 

Yorumlar
Kod: VSJYR

YAZARIN DİĞER YAZARLARI

GÜNÜN YAZARLARI